ORTA ÖĞRETİMDE ve YAYGIN EĞİTİMDE
REHBERLİK ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ
ŞUBE ELEMANI
Şube Müdürü : Hayrünnisa SALDIROĞLU
İLETİŞİM
Tlf :
0 312 212 76 18 – 212 76 19 / 241 veya 0 312
413 30 07
e-mail: nisasald@hotmail.com
ŞUBENiN GÖREVLERİ
03.10.1994
tarih ve B.08.0.ÖRG.0.20.01.01-3172 sayılı “Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri
Genel Müdürlüğünün Görev, Yetki ve Sorumluluklarına İlişkin Yönerge” ye göre
Şubemizin görevleri şunlardır:
·
·
·
·
Orta öğretimde ve yaygın eğitimde okul
türlerine göre ilgili genel müdürlüklerle işbirliği yaparak rehberlik programları
yapmak, geliştirmek ve uygulama sonuçlarını değerlendirmek.
·
·
·
·
Rehberlik ve psikolojik danışma
hizmetlerinin orta öğretimde yöneltme açısından işleyişini düzenlemek için
gerekli çalışmaları yürütmek.
·
·
·
·
Rehberlik alanındaki gelişmelerden
hizmetlerde yararlanılması için gerekli çalışmaları yürütmek.
·
·
·
·
Orta öğretim kurumlarında psikolojik,
kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik faaliyetleri ile ilgili destek hizmetleri
sağlamaya ilişkin çalışmaları yürütmek.
·
·
·
·
Bu alanda ihtiyaç duyulan hizmetiçi
eğitim faaliyetlerini teklif etmek ve programa alınanları gerçekleştirmek üzere
ilgili şube ile işbirliği yapmak.
ŞUBE ÇALIŞMALARI
I. GENÇLİK SORUNLARI ve KORUYUCU-ÖNLEYİCİ REHBERLİK
HİZMETLERİ
Gençlere
karşı geliştirilen toplumsal tutumumuz zaman zaman farklılıklar göstermektedir.
Birçok çalışmada, bu farklılıkların yol açtığı çelişkiler, toplumun genci
nerede, nasıl, hangi rol ve yükümlülüklerle görmek istediği konusunda açık ve
ortak bir düşünce ve politika geliştirememiş olmasından kaynaklandığı
belirtilmektedir. Bu farklılık ve
çelişkilerden bazen eğitim ortamları da payını almaktadır.
Gelişme
süreci içinde çocukluktan gençliğe ve yetişkinliğe birtakım gelişimsel
gereksinimler söz konusudur. Mevcut koşullarda toplumun, gerek resmi gerek
sivil.
Çalışmalarımızda
özellikle öğrenci ve gençlik sorunları alanında okullarda kritik durumlar
ortaya çıktığında krize müdahaleyi ve klinik temelli uygulamaları esas alan
kriz yaklaşımından ziyade-tabiidir ki, gerekli hallerde bu tür hizmetleri de
sağlamayı ihmal etmeden- eğitime ve gelişime odaklanmış bir kurum olarak
öğrencilere, her yönden sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için sahip
olmaları gereken psikolojik, sosyal beceri ve yetilerle yaşantıları
kazandırmayı amaçlayan gelişimsel yaklaşım temel alınmaktadır.
Elbette
her şeye rağmen suç, şiddet, istismar, madde kullanımı, intihar vb. gibi
olumsuz durumlar ortaya çıktığında okulda gerekli acil uygulamaları yapmak
gerekecek ve okulun yöneticisiyle, öğretmenleriyle, rehber öğretmenleriyle
doğru tepkileri göstermesini sağlamak için gerekli önlemler alınacaktır. Ancak
bu tür kritik durumlarda gerçek anlamda çözüm, ilgili konularda uzmanlaşmış
kurum ve elemanlarla işbirliği yaparak bulunabilecektir
Gencin
başarı, yönelme, yeteneklerini keşfetme ve kullanma ile toplumsal ve ahlaki
değerlere ait duyguları, kişisel ve toplumsal uyum açılarından olgunlaşma gibi
gereksinimlerini karşılamak için toplumsal yapı içinde; eğitim sistemi ve diğer
sosyal sistemler, ekonomik sistemler, yönetim ve karar sistemleri birlikte
eşgüdümlü ve eş zamanlı olarak ne derece organize olabilmektedir? Bu noktadan
hareket ederek rehberlik hizmetleriyle gençlere yönelik diğer alanlardaki
hizmet ve kaynakların eş güdümlü olarak bütünleştirilmesi temel bir
gerekliliktir.
Genel
müdürlük olarak uzun süredir yaşanan deneyimlerin değerlendirilmesi karşısında,
bu konuda reaktif olmak yerine proaktif bir anlayışla, gelişimsel-koruyucu
önlemlerin okullarda baştan yapılandırılmasının gereğine inanmaktayız
GENÇLERİ SUÇ
VE ŞİDDET , İNTİHAR, MADDE BAĞIMLILIĞI, SAPKIN GRUPLARA KATILIM GİBİ RİSKLERE
KARŞI GELİŞİMSEL, KORUYUCU-ÖNLEYİCİ REHBERLİK HİZMETLERİNİN OKULA DAYALI OLARAK
YAPILANDIRILMASI PROJESİ
Genel Yaklaşım
2001-2005 MEB
Çalışma Programı çerçevesinde, sistemde gelişimsel rehberlik açısından mevcut
hizmetler ile okullarda gençlik ve öğrenci sorunlarına ilişkin mevcut
organizasyonları içeren değerlendirmelerde bulunduk. Duruma kuşbakışı
bakıldığında şu üç konu dikkati çekmektedir.
Bir yanda
gençlik sorunlarının nedenleriyle ilgili toplumsal kaynaklı bir çok faktör
bulunmaktadır. Aile ve sosyal yapı, kültürel etmenler, ekonomik durum, vb.
gibi. Bir yanda sorunlar ve sonuçları açısından hızlandırıcı unsurlar
bulunmaktadır. Maddeler ve alkolle erken tanışma, silahlara kolay erişim,
antisosyal-sapkın akran gruplarıyla ilişki ve medyada şiddet unsuruna büyük
ölçüde maruz kalma gibi. Bir yanda da Bakanlığımız, Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları, üniversiteler gibi kurumlarla
sivil toplum kuruluşlarının vermeye çabaladığı hizmetler var ve bunların
niteliği yörelere göre önemli düzeyde değişiklikler göstermektedir.
MEB içinde kendi birimlerimizin riskteki gençlere yönelik hizmetlerine baktığımızda, aslında pek çok sorun alanına ilişkin pek çok farklı hizmetin, farklı nitelik ve etkililik düzeyi ile il ve ilçelerde yürütülmeye çalışıldığını ve bunların birbiriyle, öğrencilerin gelişimsel ihtiyaçları açısından standart olarak yeterince bağlantılı ve bütünleşik olmadığını gözlemledik. Yani hem kurum içinde, hem de kurum dışında bu konuda var olan potansiyelin bütünleştirilmesi en önemli gerekliliktir.
Öte yandan
literatürde gençlere yönelik gelişimsel uygulamaların, eğitsel ve mesleki
gelişim ile sosyal ve kişilik gelişimi alanlarında, okul etkinliklerinin aile
ve çevreyi de kapsayacak biçimde, bir program bütünlüğü ve tekniği içinde
yapılandırıldığı görülmektedir. Bu programların yürütülmesine rehber uzmanların
yanısıra, öğretmenler ve yöneticiler de katılmaktadır. Ayrıca;
Riskteki
çocuk ve gençler için sağaltıcı etkinlikler,
Destekleyici
eğitim-öğretim faaliyetleri,
Tıbbi
destek,
Madde
kullanımı vb. için bilinçlendirme
Gerekli
hallerde istihdam eğitimi,
Sosyal
güçlendirme,
uygulamalarını içeren önleme programları oluşturulmaktadır. Ülkemizde de bilgi birikimi ve hizmet verme açısından eskiye oranla hiç de azımsamayacak bir potansiyel oluşmaktadır
Gençleri suç
ve şiddet, intihar, madde bağımlılığı, sapkın gruplara katılma gibi risklere
karşı koruyucu ve önleyici gelişimsel
rehberlik hizmetlerini okula dayalı olarak yapılandırma amacına yönelik
çalışma ve projelerin hazırlanması ve gerçekleştirilmesine, gerekli
araştırmaların yapılmasına, ilgili bilimsel literatürün taranmasına yönelik
olarak konuya ilişkin mesleki ve bilimsel çalışmaları ve uzmanlıkları bulunan
rehber öğretmenlerden (psikolojik danışmanlardan) 14.03.2002 tarih ve
B.08.0.ÖRG.0.20.01.01-209.0/1103 sayılı Makam Onayıyla bir çalışma grubu
kurulmuştur.
Çalışma Grubu
Üyeleri:
·
· ·
Hayrünnisa
SALDIROĞLU (Komisyon Başkanı, Orta Öğretim ve Yaygın Eğitimde Rehberlik Şube
Müdürü)
·
· ·
Dr.
Gülcan ÖZHAN (Rehber Öğretmen/Uzman Psikolojik Danışman
Yük. Ls.: Ergenlik dönemi gençlerin
psikolojik gereksinimleri (karşılaştırmalı inceleme)
Dokt.: Eğt. Zihinsel özürlü çocuğu olan
annelerin Gestalt terapiye dayalı bireysel psikolojik danışma sonunda kaygı ve
uyum düzeyleri (deneysel)
·
· ·
S.
Gülfem ÇAKIR (Rehber Öğretmen/Uzman Psikolojik Danışman)
Yük. Ls.: Ergenlerde kimlik gelişiminin ana-baba tutumu, ana-babanın eğitim düzeyi ve aile tipi ile ilişkisi (ilişkisel tarama)
·
· ·
Filiz
ÜLGER (Rehber Öğretmen/Uzman Psikolojik Danışman)
Yük. Ls.: 11-15 yaş ergenlerde sosyal
beceriler (ölçek uyarlama)
·
· ·
Şükran
KILIÇ (Rehber Öğretmen/Uzman Psikolojik Danışman)
Yük. Ls.: Okul öncesi çocuklarda dil
gelişimi (betimsel)
·
· ·
Mediha
SOYUTÜRK (Felsefe Grb. Öğretmeni/Uzman Sosyolog)
Yük. Ls.: Yönetimde kadının yeri
(Çalışmaya intihar, suçluluk, şiddet ve
madde bağımlılığının sosyolojik temelleri boyutunda katılmaktadır.)
Sosyodemografik Araştırma
Gençleri
sözkonusu risklere karşı koruyucu-önleyici gelişimsel rehberlik hizmetlerinin
okula dayalı olarak yapılandırılması çalışma
grubu, faaliyetlerine,
sosyodemografik bir tarama araştırması ile başlamıştır.
Bu araştırma
ilköğretim ve orta öğretimde intihar eden, intihar girişiminde bulunan ve adli
kayda geçmiş herhangi bir suçu olan öğrencilerin sosyodemografik özelliklerini
taramaya yöneliktir. Amaç doğrultusunda bir bilgi formu ve uygulama yönergesi
hazırlanarak illere gönderilmiştir. Sözkonusu formlar illerde 1997-1998 öğretim
yılı başından itibaren günümüze kadar olan süreci kapsayacak şekilde, il
rehberlik ve araştırma merkezlerinin organizasyonunda rehber öğretmenlerce
araştırılarak doldurulmuştur.
Geçmişinde intihar ve adli kayıtlı suç yaşantıları bulunan öğrencilere ait sosyodemografik tarama çalışması ve veri girişi Haziran Ayı sonunda tamamlanmıştır. Halen verilerin değerlendirilmesi sürmektedir.
ERGENLERDE SUÇ
VE ŞİDDET, İNTİHAR, MADDE BAĞIMLILIĞI, KRİZ VE
KRİZE MÜDAHALE İLE MEDYA ETKİSİ KONULARINA İLİŞKİN
YAPILAN BİLİMSEL TARAMA ÇALIŞMALARINDAN BAZI BİLGİLER
Ergen İntiharında Yanlış İnançlar
Ergenlik bireyin davranışlarında ve bilişsel yeteneklerinde meydana gelen değişikler dönemi olarak tanımlanmaktadır. Psikoanalitik görüşe göre, çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş olarak görülen ergenlik döneminin yaşamın diğer dönemlerine göre daha sorunlu bir dönem olduğu ileri sürülmüştür (Graber ve ark.1996). Ergenliğin bir karmaşa dönemi olup olmadığını sorguladıkları gözden geçirme çalışmalarında Rutter ve arkadaşları (1976) bu dönemin gerçekten sorunlu bir dönem olduğu sonucuna varmışlardır. Daha sonraki görgül çalışmalar ise bu dönemde ruh sağlığı sorunları yaşansa da çoğu ergenin bu dönemi sorunsuz geçirebildiğine işaret etmektedir. Buna karşın çocukluk dönemiyle karşılaştırıldığında ruh sağlığı sorunlarının ergenlikte artış gösterdiği ve duygusal iniş çıkışların daha yoğun yaşandığı bir çok araştırıcı tarafından kabul edilmektedir (Eskin,2000).
Ergenlik döneminde görülen ciddi sorunlardan
biri de intihardır. Ergenlik çağı intiharı ile en önemli görüşlerden birini
gerçekleştiren Jacobs’a göre ergenlik
çağı intihar girişimleri, bir süreç olarak düşünülmelidir: Uzun süreli
problemlerin birikimi, uyum girişimlerinde meydana gelen başarısızlık, sosyal
izolasyon ve süreğen ilişkilerin birden bozulması ile intihar kuramsal olarak
düşünülmekte ve sonuçta intihar girişimi gerçekleşmektedir. Jacobs, bu
süreçteki biyolojik değişkinleri katı bir şekilde reddetmekte beraber, sosyal
ve psikolojik etkenlerin etkileşimine dikkat çekmektedir (Jacobs,1971)
İntiharla ilgili bazı önyargıların yaygın olması, intihar hakkında yanlış fikirlerin doğmasına yol açmaktadır. Bu konudaki yanlış inançlar ve bunların doğruları şu şekildedir :
Yanlış: Pek çok ergen intiharı ve intihar girişimi beklenmedik bir şekilde
meydana gelir.
Doğru: İntihar eden 10 ergenden 9’u
intihar eyleminden önce bazı sinyaller vermektedir:
İntihar
konusunda şakalaşma
Ölümle
aşırı derecede ilgilenme (Televizyon, internet, video oyunları, şiir yazma)
Riskli
davranışlar yapma (hız yapma/yüksekten atlama)
Daha
önce birkaç defa intihar girişimde bulunmuş olma
Sevdiği
eşyaları dağıtma
Sevdiği
ilgilendiği bir konuda ilgisinin azalması
Bir konu ile ilgili dikkatinin dağılması
Uyku
düzenindeki değişiklikler
Yeme
düzenindeki değişiklikler
Depresif
duygu durumu
Madde
kullanımı
Ölüm
düşüncesi
Yanlış:
İntihardan
bahseden ergen intihar etmez
Doğru: İntiharı
düşünen kişilerin büyük bir çoğunluğu bu konu hakkındaki düşüncelerinden
çevrelerindeki kişilere sözedilebilir ve yardım etmeleri konusunda şans
verebilir.
Yanlış: İntihar
girişiminde bulunan ergen mutlaka ölmek ister
Yanlış: Ruh sağlığı bozuk olan ergenler intihar
eder ya da intihar girişiminde bulunur
Doğru: Pek çok ergen yaşamı boyunca intihar
düşüncesinin kafasından bir defa da olsa geçirebilir. İntihar girişiminde
bulunmuş ya da intihar etmiş pek çok ergenin psikolojik problemlerinden dolayı
böyle bir davranışta bulunmasına karşın pek çoğu da herhangi bir psikolojik
problem sergilememektedir.
Yanlış İntihar
kalıtsal bir olaydır
Yanlış Eğer ergen
kendini öldürmek istiyorsa bunun önüne geçilemez
Doğru İntiharı önlemek için
alınabilecek en önemli önlemlerden biri
gençlerin intihara ilişkin verdikleri ön ipuçlarını ve risk altındaki ergenleri
tanımlayabilmektir aynı zaman da etkili bir Krize Müdahale ile intihar
önlenebilir.
Yanlış Sosyoekonomik düzeyi düşük ergenlerde
intihar davranışı daha çoktur.
Doğru Ergen intiharları
toplumun her türlü sosyoekonomik düzeyinde görülebilir. Ergen intiharında
sosyoekonomik düzey her zaman geçerli bir değişken değildir.
Yanlış İntihar davranışını azaltmak ve ergenlere yardım etmek sadece profesyonellerin işidir
Doğru Ergenlerde İntihar davranışını azaltmak için yardım sürecine öğretmenler, arkadaş grupları, aile üyeleri de katılmalıdır. Özellikle okul yönetimleri intiharı önleme ve müdahale çalışmalarında, sağlayacakları okul atmosferi, okul rehberlik ve psikolojik danışma servisi ve yakındaki rehberlik ve araştırma merkezi ile okul personeli arasında yapacakları organizasyonlarla önemli bir role sahiptirler.
İntihar ve Medya
En
geniş anlamıyla medya, iletişimin yer aldığı her türlü ortamı ve iletişim
sırasında kullanılan her türlü aracı kapsar (Aile Araştırma Kurumu 1995 s:253)
“Kitle iletişim araçları bugün bizlere sadece bilgi ve haber vermekle
kalmamakta, dolaysız bilgi edindiğimiz yaşam deneyimlerimize bile yön
vermektedir (Mills 1974 s:m 436-37)
İntihar davranışına medyanın etkisinin olup olmadığı geçmişten günümüze kadar tartışılan bir konu olmuştur. Kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkilerine ilişkin görüşlerin yanı sıra intihar ve medyayla ilgili çalışmalarda konunun aydınlatılmasında etkili olmuştur. “Toplumu yönlendirici büyük bir güç olduğundan intihar olgusunun, basın yayın organlarında yer alması, öğretici özendirici, taklit davranışına yol açabileceği ve ulusal intihar olaylarının da bundan etkileneceği” görüşünden hareketle, alanda bir çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaları üç grupta toplamak mümkündür.
Birinci
grupta yer alan çalışmalar, medyada yer
alan intihar haberlerinin ulusal intihar oranlarını arttırdığı yönünde tutarlı
bulgulara sahiptir.
İkinci
grup çalışmalar, intihar oranları ile medyada sunumu arasında hiçbir ilişki
saptayamamıştır.
3-
Üçüncü grup çalışmalarda ise, kısmi destek sağlayan bulgular elde edilmiştir.
Bu
alanda ilk olarak Farr’ın çalışmalarını görüyoruz. İntihar ve öldürme
olaylarının taklit suretiyle gerçekleştiğini,
intihar haberlerinin ayrıntılı sunulmasının toplumdaki olumsuz
sonuçlarını vurgulamıştır. Konuyla ilgili yapmış olduğu araştırmalarının
sonucunda Philips ise; “Kitle iletişim araçlarından gerçek veya kurgusal bir
intihar öyküsünün verilmesi, hatta genel bilgiler verilmesinin bile intihar
oranlarında bir artışa neden olduğu sonucuna varmıştır (Palabıyıkoğlu 1994 s:79).
Stack,
yapısal koşullar adı altında ekonomideki dalgalanmaları, krizleri, dini
inançları ve aile içi bağların gevşemesini ve bütünlüğünün bozulmasının medyada
yer alan intihar oranlarına etkisini araştırmıştır. Ona göre kişileri depresif,
karamsar duygu duruma iten intihara ilişkin yapısal koşullar var olduğunda
kitle iletişim araçları intihar oranlarını artırabilecek bir güce sahiptir.
(Palabıykoğlu 1994 s:282).
Palabıyıkoğlu, Hovardaoğlu ve Azizoğlu
(1995)’nun yapmış oldukları bir çalışma sonucunda da bu konuda şu belirlemeler yapılmıştır:
İntihar haberleri yorumsuz, dramatize
edilmeden, yanlış .bilgilere yol açmayan, kısa bilgiler halinde, iç sayfalarda ve fotoğrafsız yer almalıdır.
Bireylerin
ve toplumun gerek haberleşmesinde gerekse bilgilenmesinde en güçlü ve en egemen
araç medya olup bazen tek başına belirleyici olabilmektedir. Bu güçlü
yanlarıyla basın, çağımızda bir yandan toplumu bilgilendirirken bir yandan da
olayları/dünyayı nasıl algılayacağımızı/ ne sonuç çıkaracağımızı, bize
söyleyerek bizi yönlendirir. Bir anlamda neyi nasıl düşüneceğimize ve
hissedeceğimize karar vermektedir. (Palabıyıkoğlu, 1995 s: 60)
Değişimin
hızlı olduğu toplumlarda gelenek ve
göreneklerin etkisini, kitle iletişim
araçları hızla köreltmekte, yeni nesil örf ve adetlerin yerine kitle haberleşme
araçlarının empoze ettiği değer yargılarını kabullenmektedir (Mills 1974).
Kitle iletişim araçlarının toplum
üzerinde birçok alanda gücü olduğu düşüncesinden hareketle, sadece intihar
haberlerinin verilişinde değil her alanda toplum sağlığını bozmayan bir çalışma
disiplinine sahip olmaları gerekmektedir.
Bu literatür
bulgularına paralel olarak Ülkemizde kitle iletişim araçlarından özellikle
yazılı basın organlarında (gazete, dergi gibi)
2002 yılının Ocak ve Mayıs ayları arasında yer alan intihar, intihar
girişimi ve satanizm ile ilgili haberleri incelendiğinde, haberlerin içeriğinde
oldukça önemli hatalar yapıldığı görülmüştür. Bunlar;
İntihar
yöntemlerinin çok ayrıntılı bir şekilde verilmesi
Örneğin; yaşadığı evin ikinci katından
atladı, on beş tane uyku ilacı aldı gibi
İntihar
eden veya intihar girişiminde bulunan bireylerin ailelerine ve arkadaşlarına
bıraktıkları notların, mektup veya şiirlerin tamamen yazılı olarak verilmesi.
Ayrıca, bu notlara ilişkin olarak yorumlar yapılarak bireyin intihardan başka
hiçbir çaresinin olmadığı ve intiharın tek çıkış yolu olarak sunulması.
İntihar
eden veya girişimde bulunan bireylerin mutlaka
bir ruhsal sorunu varmış gibi yansıtılması
Özellikle
konu ile ilgili uzmanların intihara ilişkin çok kesin ifadeler kullanmaları ve
intiharı tek bir sebebe bağlama eğilimleri.
Bazı
intihar olaylarının basında günlerce verilmesi ve ailelere yönelik tavsiyeler
ve bilgiler vermek yerine aileleri
suçlayıcı ifadelere yer verilmesi.
Satanizm
ile ilgili merak uyandırıcı ve ayrıntılı bilgiler verilmesi, hatta bazı
haberlerde satanizm ile ilgili internet sitelerinin adreslerinin verilmesi.
Satanizm
ile ilgili haberlerin manşetlerine değişik resimler yerleştirilmesi ve
satanizme ilişkin sloganlara yer verilmesi.
İntihar
eden ve ya girişimde bulunan bireylerin satanist olabileceğine dair şüphe
uyandırıcı bilgiler sunulması, ayrıca bu bireylerin internetteki sohbet
odalarındaki konuşmalarının ayrıntılı bir şekilde sunulması.
Emniyet
güçlerinin yaptığı rutin arama sonuçlarında “satanist gençler tutuklandı,
gözaltına alındı” gibi ifadelerin sık sık yer alması ve satanizmle ilgili bazı
kılık-kıyafet ve müzik tarzlarının kesin bir şekilde eşdeğer tutulması.
Satanizm
ile ilgili aileleri bilgilendirici ifadelere çok sık yer vermek yerine aileleri
endişelendirici mesajların sunulması.
İntihar ve satanizmi bazı köşe yazarlarının
ve uzmanların dini ve siyasi amaçlı olarak kullanma eğilimlerini
göstermesi
Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
Aziz, A.(1984). Kırsal Kesimde Kitle İletişim Araçlarının Aile yapısına etkisi, Türkiye’de Ailenin Değişimi Toplumbilimsel İncelemeler. Ankara: Türk Sosyal Bilimler Derneği Yayınları.
Mills C. W.
(1974). İktidar Seçkinleri, Çeviren: Ünsal Oskay,. Ankara: Bilgi Yayınları
Palabıyıkoğlu
R. (1995). Medyada Psikoloji, İntihar Davranışı ve Medya, Türk Psikoloji
Bülteni , Sayı:3.
Palabıyıkoğlu
R. (1994). İntihar Davranışı ve Kitle İletişim Araçları. Kriz Dergisi Sayı:2.
Palabıyıkoğlu R. (1994). Gazetelerdeki İntihar Haberlerinin Okuyucuya Nasıl Yansıtıldığına ilişkin Bir Çalışma. Kriz Dergisi, Sayı:2.
Albayrak, F., ve Koç, İ. (1991). Türkiye’de
İntihar Olgusu. Nüfusbilim Dergisi cilt15. Ankara: Sinem ofset.
Arkun (1978).
İntiharın Psikodinamikleri. İstanbul: İstanbul Üniversitesi yayınları.
Bayam, G., Dilbaz, N., Bitlis, V., Holat, H., Tüzer, T. (1995). İntihar Davranışı ile Depresyon, Ümitsizlik, İntihar Düşüncesi İlişkisi: İntihar Davranış Ölçeği Geçerlik, Güvenirlik Çalışması. Kriz Dergisi, 3(1-2):223-225.
Berber, S. (1995). İntiharın Psikodinamik Kuramı. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi Cilt 3, Sayı 2.
Ceyhun. B,
Rüstem, Ç. (1996). Endojen Depresyonda intihar . Depresyon Dergisi.
Dede, (1999). Türk Ceza Hukuku ve Adli Tıp Bilimleri açısından İntihar. İ.Ü. Yüksek Lisans Tezi.
DİE. (1999).
İntihar İstatistikleri
Durkheim E.
1986 İntihar Çev: Özer Ozankaya, İmge Kitabevi
Eskin, M.
(2000). Ergen Ruh sağlığı sorunları ve İntihar davranışıyla ilişkileri.Klinik
Psikiyatri dergisi, Cilt 3, Sayı 4.
Ercan, S. E.
(1998). İntihar girişiminde bulunan ergenlerde Demografik, Psikiyatrik ve Aile
Özelliklerinin araştırılması
Ersöz, D., Ersöz, G., İldeş, N., Türkaslan, K.(2001). 1995-200 yılları arasında Resmi Kayıtlardan Batman'da gerçekleşen İntihar ve İntihar Girişimleri.Aile ve Toplum Dergisi, Yıl:4, Cilt:1, Sayı:4, sayfa:27-48
Fidan, M. B.
(2001) İntihar Davranışı. Türk Psikoloji Bülteni Sayı:21 Haziran 2001.
Gibbs, J. P. (1968). Suicide. New York.
Harper Row Publishers,1968:133-169.
Gidiş, D., Kaya. N., Çilli, A. S.,
Özkan, İ., Şahinoğlu, U. (1997). Kriz dergisi, 5 (1): 7-13.
Gürakar, L.
(1991). İntihar ve Aile İlişkileri üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma,
Hacettepe Üniversitesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
Jacobs, J. (1971). Adolescent suicide: USA: John Wiley Sons Inc. 1-25, 63-82.
Haran, S., Aydın, O. (1995). Depresyon, Umutsuzluk, Sosyal Beğernirlik ve Kensini Kurgulama Düzeyinin İntihar Riski ile ilişkisi. Kriz Dergisi, 3 (1-2):218-222.
Işık, S.
(1998). Bipolar Bozuklukta İntihar. Kriz Dergisi 5(1):41-44.
Keith, K.
(1999). Fifteen prevelant concerning adolescent suicide. The Journal of school
health v 69, no:4.159-61.
Keskin, M.
(2000). Ergen Ruh Sağlığı sorunları ve intihar davranışı ile ilişkileri. Klinik
Psikiyatri Dergisi, Cilt 3, Sayı 4.
Kucur, R.,
Aktan, M. K., Demir, O. (1985). Konya Merkez İlçesinde Suisid İnsidansı. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler
Kongresi, Bilimsel Çalışmalar Kitabı.
Leenars, A.A
(1990). “Psychological perspectives on Suicide” D. Lester (ed). Current
Concepts of Suicide. Philadelphia: The Charks Press Publishers, Inc.
Lester (1992
a). Sociological theories of Suicide why People kill themselves. 3rd
edition. Charles Thomas Publisher.
Nesrin, K., Coşar, B., Candan, S., Arıkan, Z., Işık, E. (1997). Yatan Psikiyatrik hastalardan intihar girişimi olanlarda demografik özellikler ve psikiyatrik bozuklukların Retrospektif Araştırması. Kriz Derfisi, 2 (2):327-330.
Okucu, R.
(1988). Ergenlik çağı intihar girişimlerin de Psikososyal Etmenler, İstanbul
Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi
Yüksek Lisans Tezi .
Özçelik, N.
(1995) Toplumsal İlişki Türlerinin İntihar Olgusu Üzerindeki Etkileri, Ege
Üniversitesi. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
Sonuvar, B.
(1985), Gençlerde İntihar ve İntihar Girişimleri. Ulusal Psikiyatri ve
Nörolojik Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmalar Kitabı.
Sungur, Z.
(1998). İntihar olgusunun Sosyal ve Demografik Değişkenler açısından
Değerlendirilmesi ve Eskişehir Bölgesinde bir uygulama çalışması. Yüksek Lisans
Tezi.
Tezcan, A. E.,
Oğuzhanoğlu, K., Ülkeroğlu, F. (1995). Kriz Dergisi, 3 (1-2):70-74.
Tosuner, C.
(1997). Depresif duygudurum bozukluklarında intihar davranışının araştırılması.
Tıpta Uzmanlık Tezi .
Tüzün, Z.
(1997) Üniversite öğrencilerinde yaşam olayları, depresyon, sosyal destek
sistemleri yaşama nedenleri ve intihar olasılığı. Yüksek Lisans Tezi.
ERGENLERDE
MADDE KULLANIMI VE BAĞIMLILIĞI
Madde kullanımı ve bağımlılığı toplumsal, ekonomik ve sağlık ile ilgili ciddi olumsuz sonuçları olan ve günümüzde bir çok ülke için çözüm bekleyen bir sorundur. Pek çok araştırma, bu maddeler ile ilgili ilk deneyimin özellikle ergenlik dönemine rastladığına işaret etmektedir. Bağımlılık yapan maddeler içersinde en yaygın şekilde kullanılanları alkol ve sigaradır. Esrar, afyon ve türevleri, kokain, uyku ilaçları, uçucu maddeler ve diğer uyarıcılar ise ergenlerde, bu ikisine göre daha az kullanılan maddelerdir (Öztürk, 1990).
Mevcut kuramlar ve araştırma kanıtları ergenlerde madde kullanımının, psikolojik, sosyal, kişiler arası ve diğer çevresel etkilerin karmaşık bir etkileşimi sonucunda başladığını göstermektedir. Bu etkenlerin her biri farklı bir birey için değişen düzeylerde etkilidir. Özetle her bir kuram, ergenlerde, madde kullanımı ve bağımlılığına katılma ve sürdürmeye açık olmanın belirli bir bölümünü açıklamaktadır. Biyolojik yatkınlığın varlığı kabul edilmekle birlikte, bireyin içinde bulunduğu çevrede önemli bir role sahiptir. Çocuk veya ergen, yaşam çevresi içerisindeki yetişkinlerin veya akranların bilişsel süreçlerini ve davranışlarını öğrenebilmektedir.
Risk Etkenleri
Çeşitli araştırmalar ergenin madde kullanımı ve bağımlılığında genel risk fetkenlerini tanımlamaktadır. Bunlar içerisinde akran ile ilgili etkenler, ebeveyn ile ilgili etkenler, bireysel ve biyolojik etkenler, ve toplumsal/kültürel etkenler sayılabilir.
Ergenin gelişiminde akran etkileri önemli bir role sahip olduğundan, özellikle maddeyi deneme açısından akran grupları çok önemli rol oynar (Dusek, 1987). Ergenin içinde bulunduğu akran grubunun madde kullanması veya madde kullanımına yönelik tutumları, ergenin akranları ile kurduğu yoğun yakınlık ve akranlarının madde kullanımına ve tutumlarına ilişkin algısı, akran ile ilgili risk etkenleri arasındadır. Ergenin içinde bulunduğu akran grubunda madde kullanılıyor olması öncelikle, ergenin madde kullanımını kabullenmesine, sonrasında da denemesine yol açmaktadır.
Aile ile ilgili risk etkenleri arasında ise ebeveynin madde kullanımı, ana-babanın madde kullanımına ilişkin düşünce ve tutumları, anne-babanın madde kullanımına veya sapkın davranışlara yönelik gösterdiği tolerans, anne-baba ve ergen arasında yakınlığın bulunmaması, anne-babanın çocuğunun yaşamıyla ilgilenmemesi ve disiplin sorunları yer almaktadır. Bazı durumlarda ergen huzursuz aile ortamından kaçmak için alkol ve madde kullanabilmektedir. Anne-babanın aşırı içki tükettiği, tutarsız disiplin uygulamaları bulunan ve anne- babanın çocuk üzerindeki kontrol ve yönlendirme düzeyinin düşük olduğu ailelerden gelen ergenler, madde bağımlılığı açısından yüksek risk grubunu oluşturmaktadır (McNamara, 2000).
Bireysel etkenler arasında, küçük yaşlardaki davranım problemleri, saldırganlık ve düşük okul başarısı başta gelmektedir. Ayrıca, madde kullanımına küçük yaşlarda başlama, ergenin madde kullanımı hakkındaki düşünce ve tutumları ve risk alma davranışları da bu grupta yer almaktadır (Bukstein, 1995).
Türkiye’de yapılan birçok araştırma yukarda belirtilen risk etkenlerini destekleyen bulgular içermektedir. İçli (1994) ergenin madde kullanımı ile ilgili risk etkenlerini,
Aile yapısı
Aile içi ilişkiler
Çocuğun sosyalleşme süreci
Ailenin sosyo-ekonomik statüsü
Bireyin çevresinde uyuşturucu kullananların varlığı
Uyuşturucunun elde edilebilme olanağı
Merak, özendirme, yeni zevkleri tatma isteği olarak sıralamaktadır.
Yücel (1988),
madde bağımlısı gençler üzerinde
yaptığı bir çalışmada, deneklerin %68’ inin 18 yaşından önce madde kullanmaya
başladığını ve kullanılan ilk maddenin (%64) esrar olduğunu belirlemiştir.
Benzer şekilde, grubun %62’sinin alkole başlama yaşının ve %77’inin sigaraya başlama yaşının da 18 yaş
altı olduğu ortaya çıkmıştır. Bağımlılığa iten nedenler arasında; birinci
sırada arkadaş çevresi (%28.3), daha sonra sırasıyla aile içi problemler (%17),
merak ve taklit (%15), kaygılar- sıkıntılar (%15), sığınacak bir şey aramak
(%10), yaşamın anlamsızlığı ve birine benzeme arzusu gelmektedir.
Bağımlı grubundakilerin içinde yetiştikleri ailelerin parçalanmışlık oranının Türkiye ortalamasının üç katı olduğu görülmüş ve anne-baba geçimsizliği, anne ve/veya babanın çocuğa karşı kötü davranması bu ailelerde oldukça fazla bulunmuştur. Ergenin içinde bulunduğu arkadaş ortamının, özellikle aile içi problemlerin olduğu aileden gelen gençlerde, kaygı ve sıkıntılardan kaçma, merak ve özenti gibi etkenlerle uyuşturucu kullanımına yönelmede etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmada madde kullanımı ile okulu terk etme, adli sorunlarla karşılaşma ve intihar gibi diğer sapkın davranışlar arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Madde bağımlısı gençlerin madde bağımlısı olmayanlara oranla okulu terk etme oranlarının yüksek olduğu görülmekle birlikte, madde kullanan gençlerin intihar girişim oranları kontrol grubundan 7 kat fazla bulunmuştur. Ayrıca madde kullanan gençlerin adli sorularla karşılaşma oranları madde kullanmayan gençlere oranla oldukça yüksek bulunmuştur.
İçli (1994), uyuşturucuya ilişkin suçlarda, madde kullanan bireyin kısa sürede satıcı pozisyona geçtiğini belirtmektedir. Ayrıca, madde bağımlılığı bir çok adi suça geçişte temel oluşturmaktadır. Uyuşturucu bağımlıları maddeyi elde edebilmek için özellikle fahişelik, soygun, gasp, hırsızlık, adam öldürme gibi suçlara kolayca yönelebilmektedir.
Alkol bağımlısı tanısı konmuş yetişkin hastalar üzerinde yapılan başka bir çalışmada (Kemaloğlu, 1986), alkol bağımlılarında intihar düşünce ve davranışı kontrol grubuna göre oldukça yüksek bulunmuştur. Bu bağımlı grubunda intihar düşüncesi ve girişimi nedenleri arasında, aile geçimsizliği başta gelmektedir. Deneklerin büyük çoğunluğunun (%68) alkolü ilk olarak 11-20 yaşlar arasında denedikleri ortaya çıkmıştır. Aköz (1996) alkol dışı madde bağımlısı olan bir grup üzerinde yaptığı çalışmada, ilk madde kullanım oranının (%72.1), 13-21 yaş arasında oldukça fazla olduğunu göstermiştir. Ayrıca, bu grup içerisinde intihar girişim oranı yüksek bulunmuş ve eğitim düzeyi düştükçe intihar girişiminin yükseldiği görülmüştür Deneklerin büyük çoğunluğunun maddeyi ilk olarak arkadaş ile birlikte kullandığı ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde, diğer bir çalışmada da (Akdemir ve ark.,1995) uçucu madde bağımlısı ergenlerin % 84’ünün uçucu madde kullanmayı arkadaş çevrelerinden öğrendikleri ortaya çıkmıştır.
Diğer yandan, gençlerde madde kullanımına bağlı ölümlerin önemli bir kısmı, uçucu maddelere bağlı ölümlerdir (Doğan,2001). Uçucu maddenin kötüye kullanımının özellikle sosyo-ekonomik düzeyi düşük ergenlerde daha sık görüldüğü belirtilmektedir. Bunun nedeni, uçucu maddelerin ucuz ve kolay elde edilebilir olmasıyla açıklanmaktadır. Uçucu madde kullanımının özellikle erken ergenlik döneminde ve erkeklerde daha yaygın olduğu saptanmıştır (Ramsey ve ark, akt., Akdemir ve ark., 1995).
Ergenin madde kullanımının olumsuz sonuçlarını fark etmesi, kullanmaktan kaçınmada ve deneme boyutundan kullanım boyutuna geçmemede oldukça önemlidir. Ancak, madde kullanımı ve sonuçları hakkında bilgi verilirken özendirme veya merak uyandırmamaya çok dikkat edilmelidir. Çünkü araştırma sonuçları, bazı ergenlerin madde kullanmaya, maddeyi anlatan ve bu konuda uyarılarda bulunan yayınları izledikten sonra, merak ettikleri için başladıklarına dikkati çekmektedir (Akdemir ve ark., 1995).
Akdemir,
A., Türkçapar, H., Öztürk, E., Dikmeer, İ., ve Özbay, H. (1995). Bir Psikiyatri
Kliniğine Başvuran Ergenlerde Uçucu Madde Kullanımının Psikososyal Boyutları. Kriz
Dergisi, 3 (2-1): 190-193.
Aköz,
A. A. (1996 ). Alkol Dışı Madde Bağımlılığı Profili. Şişli Etfal Hastanesi Aile
Hekimliği. Tıpta Uzmanlık Tezi.
Bukstein,
O. G. (1995). Adolescent Substance Abuse: Assesment, Prevention, And Treatment.
John Wiley And Sons: New York.
Doğan,
Y. B. (2001). Madde Kullanımı ve Bağımlılığı. Aile ve Toplum 1, 4, 79-86.
Dusek,
J. B. (1987). Adolescent Development and Behavior. Prentice-Hall Inc.: New
Jersey.
İçli, T. G. (1994). Kriminoloji. Bizim Büro Basımevi.Ankara.
McNamara,
s. (2000). Stress in Young People. Continuum: London.
Öztürk,
O. (1990). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Evrim Basım. Ankara
Yücel,
S. V. (1988). Genç Madde Bağımlılarında Kaygı Düzeyi Ve Belirleyici Etkenler.
İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü.Yayınlanmamış Doktora Tezi.
İstanbul.
Ünal,
M. (1991). Madde Bağımlılığı Ve Alkolizmde Aile. Aile ve Toplum Dergisi,
2,1,80-85.
Dodson’a göre çocuklar şu şekillerde
şiddete yönelebilirler:
Şiddetin
nedenleri konusunda yapılan araştırmalar, şiddetin tek bir nedene
indirgenemeyeceğini göstermiştir (Tezcan, 1996). Tezcan’a göre şiddet bugün
toplumsal bir sorundur ve çevreden kaynaklanmaktadır. “Yani, çevredeki okul,
aile, ekonomik örgütler vb. toplumsal kurumlar devreye girmektedir.” Tezcan,
şiddetin bir engellenme sonucunda ortaya çıktığını belirtmektedir. Bunun nedeni
olarak, bireyin bizim gibi toplumlarda kendini gerçekleştirme ve geliştirme
konularında kısıtlı olanaklara sahip olmasını göstermektedir. Bu da bireyin
yaratıcılığını engellediğinden, birey kendini kanıtlayıcı tek yol olarak
şiddete yönelmektedir.
Saldırgan davranışların ve şiddetin en önemli kaynaklarından biri ailedir. Çocuk için arkadaşlığı, paylaşmayı ve saldırganlığın boşalmasını sağlayan en doğal aktivite oyundur. Ancak çoğu anne-baba oyun sırasında çocuğun arkadaşlarına ya da oyuncaklarına karşı sergilediği saldırgan davranışları, “aferin”, “iyi yapmışsın” ya da sen de vursaydın” gibi ifadelerle pekiştirmektedir. Buna benzer şekilde çocuğun istediklerini bağırıp çağırarak, ağlayarak, vurup kırarak çevresindekilere kabul ettirmeye çalışması da engellenmez ve denetlenmezse ödüllendirilmiş olur. Bu durumlar çocuğun saldırgan davranışları benimsemesine ve kişilik özelliği haline getirmesine neden olur. Aynı durum ergenlik dönemi içinde geçerlidir (Köknel, 1996).
Köknel, toplumumuzda delikanlılık ya da kabadayılık adı altında saldırganlık içeren davranışlar birer erkeklik özelliği olarak hoş görüldüğünü ve bu davranışların birer kişilik özelliği haline geldiğini belirtmektedir. Ona göre, çevredekilerin sergilediği davranışlar, çocuklar ve gençlerin öğrenmelerine temel oluşturmakta, böylece toplumdaki saldırgan davranışlar ve şiddet eylemleri kolayca benimsenmekte, tekrar edildikçe de bu öğrenme pekiştirilmektedir. Eğitim yöntemi olarak baskı, korkutma ve dayak da benzer etkiyi yaratmaktadır. Köknel bu tür uygulamaların birer eğitim yöntemi olarak kullanıldığı ortamlarda yetişen çocukların, suç işleme oranlarının yüksek olduğunu gösteren araştırma bulguları olduğundan bahsetmektedir.
Lore ve Schultz’a göre, çocuklara saldırganlığı bastırmayı öğretmek mümkündür ve bu, herhangi bir olumsuz sonuç doğurmadan yapılabilir. Norveç’te 1991 yılında okullarda şiddeti azaltmayı amaçlayan bir çalışmada, yöneticiler, öğretmenler ve veliler birlikte çalışarak, iki yıl içinde okullardaki şiddet, okuldan kaçma, hırsızlık ve okul eşyalarına zarar verme olaylarını %50 azaltabilmişlerdir. Ayrıca, öğrencilerin okula karşı daha olumlu tutumlar beslediklerini görmüşlerdir.
Saldırganlık
ve şiddet ile ilgili çok önemli bir başka olgu da intihardır. Yukarıdaki
bölümlerde geniş bir şekilde açıklanan intihar olgusu çoğunlukla saldırganlık
ve şiddetten ayrı görülmektedir. Ancak intihar bireyin kendine yönelttiği
şiddet olarak ele alındığında, bu iki olgu arasıda güçlü ilişkinin olduğu
açıklık kazanmaktadır. Zira, şiddet eğilimli ve saldırgan ergenler, intihar
davranışı için bir risk grubu oluşturmaktadırlar (Lore ve Schultz, 1996).
Aile içi şiddet, aile üyelerinden birinin diğerine şiddet uygulaması olarak tanılanmaktadır. Aile içi şiddet çocuklara karşı anne-baba şiddeti, kardeşler arası şiddet ve kadına karşı şiddet olarak ortaya çıkmaktadır (İçli, 1994).
İçli’ye göre şiddetin bu türleri, özellikle çocuğa karşı şiddet, bir çok toplumda hoşgörüyle karşılanır, hatta cesaretlendirilir. Buna en iyi örnek, anne-babaların çocuklarını kendi istedikleri gibi kontrol edebilmek için şiddete başvurmalarının onaylanmasıdır.
Bireyin,
özellikle çocukluk döneminde, ailedeki şiddetin kabul gördüğünü gözlemesi,
ileriki yaşamında bu davranışları sürdürmesine neden olabilmektedir (Seltzer ve
Kalmuss, 1988, akt. İçli, 1994). Sayıl (1994), ev içi şiddet sonucunda
anksiyete, depresyon, travmatik stres bozukluğu, madde kullanımı ve intihar
gibi bir çok ciddi psikolojik sorunlar ortaya çıktığını belirtmektedir.
Yine
Sayıl’a göre, evde kadına uygulanan şiddet, çocukların ruh sağlığını da olumsuz
etkilemekte ve ileride çeşitli sosyal
sorunlar ve okul sorunları baş gösterebilmektedir. Bu tür aile
ortamlarında yetişen erkek çocukları ileride babaları gibi şiddete başvurma,
kız çocukları ise şiddet kullanan kişilerle ilişkiye girme riskini
taşımaktadırlar.
Suç kavramı konusunda üzerinde uzlaşılmış bir tanımdan bahsetmek mümkün değildir. Suç kavramı toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiklik kazanmaktadır. Her toplumun değer verdiği belirli şeyler vardır ve bunlara uyulmaması ya da bunlara tecavüzde bulunma o kültüre göre suç sayılmaktadır (Erdentuğ, 1987; Akt: İçli, 1994).
Çocuk ve ergen suçluluğu tüm toplumlarda görülen ancak tanımlanması oldukça güç bir olgudur. Yasalar temel alındığında suçlu gençler “yanlış davranışları onları ceza mahkemelerine ya da çocuk mahkemelerine götüren veya götürülmeyi haklı kılan gençler” olarak tanımlanabilir (Cava, 1962; Neumeyer, 1966; Blum ve Zolba, 1979, akt. Kaner, 1991). Genel olarak ergen suçluluğu, bireyin yaşadığı yerin kanunlarına bağlı olarak 16 ya da 18 yaşın altındakilerin kriminal davranışları için kullanılan bir terimdir. Ergen suçluluğu hırsızlık, araba soygunu, cinayet vb. gibi yetişkinler için suç kabul edilen tüm suçları kapsar. Ancak yetişkinler uyguladığında suç olarak kabul edilmeyecek evden kaçma gibi davranışları da içerir (Dusek, 1987).
Catalano ve Miller (1992) çocuk suçluluğu ile ilgili bazı risk etkenlerini ve koruyucu etkenleri şöyle sıralamışlardır (Akt. Kepenekçi ve Özcan, 2002):
Mahalleden kaynaklanan risk etkenleri:
yüksek oranda değişimin olması ve bunun sonucunda toplumsal bağlanma olasılığının düşük olması
uyuşturucu kullanımının yaygın olması
şiddete karşı belirlenmiş kesin normların bulunmaması
Mahalleye ilişkin koruyucu etkenler:
insanlar arasında sıkı ilişkilerin olması
suç işlemeye karşı kesin kural ve normların olması
Bu iki özelliği barındıran topluluklarda suç oranını daha düşük olduğu görülmüştür.
Aile ortamına ait risk etkenleri:
anne-babaların çocuklarına karşı aşırı eleştirici bir tutumlarının olması
anne-babaların çocuklarına gerektiği kadar zaman ayırmamaları
aile ortamlarının “istismar” ve “ihmal” edici olması
Aile ortamına ait koruyucu etkenler:
çocuğun anne-babaları ile yakınlık kurması
evdeki kuralların tutarlılığı
anne-babaların çocuklarına önemli oldukları duygusunu hissettirmeleri
Çocuğun kendisi ile ilgili risk etkenleri:
özellikle erkek çocuklar arasında fiziksel gelişme farklılıklarının sorun gibi görülmesi
alkol, sigara, ilaç kullanan ve şiddet eğilimi gösteren akran grupları ile ilişki kurma
çocukların deneyimsizlik ve belli becerilerin kazanılmaması sonucunda, risk içeren davranışları değerlendirip kendilerin bu durumdan kurtaramamaları
Çocuğun kendisi ile ilgili koruyucu etkenler:
çocuğun kendine güvenin yüksek olması, sorun çözme becerilerine sahip olması
Yapılan araştırmalar sonucunda, literatürde çocuk ve ergen suçluluğuna yönelik diğer risk etkenleri şu şekilde sıralanmaktadır (Seminar, 1979; Loeber ve Dishion, 1983; Loeber ve Stauthamer-Loeber, 1987, akt. Kaner, 1991):
Anne-baba
denetimlerinin zayıf olması,
Aile
üyeleri arasında sıkı bağların olmayışı,
Ailenin
çocuğu reddetmesi,
Ailede
suç işlemiş bireylerin bulunması,
Antisosyal
davranış,
Zayıf
eğitsel başarı,
Ağır
ilaç bağımlılığı,
Saldırganlığın
eşlik ettiği hiperaktivite,
İlköğretim
yaşlarındaki davranış sorunları.
Kaner, bu
sonuçların dikkatle yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü bu
araştırmalarda küçük gruplarla çalışıldığından, büyük gruplara ne derecede
genellenebileceği belli değildir. Ayrıca, kültürel dini, sosyo-ekonomik ve
coğrafi pek çok unsur da risk gruplarını etkilemektedir.
davranışlarına nasıl tepki verdiği de davranışın tekrarlanma ya da suça dönüşme olasılığını etkilemektedir. Bunların yanısıra alkolik, suç işlemiş ya da saldırgan anne-babalara sahip olma da çocuk suçluluğunda önemli bir etken olarak görülmektedir (McCord, 1991, akt. İçli, 1994).
görülmektedir (McCord, 1991, akt. İçli, 1994).
Tablo 1. DİE
2000 yılı güvenlik birimlerine gelen ve getirilen çocuk istatistikleri.
|
|
Toplam |
Suç İsnadı |
Durumu Şüpheli |
Terk |
Evden Kaçma |
Buluntu |
Kayıp |
Mağdur |
Diğer |
|||||||||
|
A |
B |
A |
B |
A |
B |
A |
B |
A |
B |
A |
B |
A |
B |
A |
B |
A |
B |
|
|
Gen Top |
32.45 |
5.24 |
23.34 |
1.86 |
3.1 |
172 |
2 |
3 |
378 |
239 |
64 |
15 |
105 |
66 |
4.154 |
2.599 |
1.357 |
284 |
|
Jand. |
1.5 |
259 |
1.24 |
101 |
24 |
2 |
- |
- |
5 |
19 |
1 |
1 |
- |
1 |
151 |
111 |
85 |
24 |
|
Polis |
30.94 |
4.98 |
22.1 |
1.76 |
3.1 |
170 |
2 |
3 |
373 |
220 |
63 |
14 |
105 |
65 |
4.003 |
2.488 |
1.272 |
260 |
·
A:
erkek , B: kadın
Tablo 2. Seçilmiş suç türlerine göre güvenlik birimine gelen ya da getirilen çocuklar, 2000.
|
SUÇ TÜRLERİ |
SAYI |
|
Adam Öldürme |
270 |
|
Yaralama Darp |
7489 |
|
Kız, Kadın ve Erkek Kaçırma |
623 |
|
Irza Geçme ve Sarkıntılık |
340 |
|
Hırsızlık |
7180 |
|
Oto Hırsızlığı |
996 |
|
Otodan Hırsızlık |
955 |
|
Gasp |
540 |
|
Yankesicilik |
931 |
|
Izrar |
363 |
|
Trafik Suçları |
1059 |
DİE’nin 2000 yılı
güvenlik birimlerine gelen ve getirilen çocuk istatistiklerine dayalı olarak
belirlediği yaş grupları arasında, 16-18 yaş grubunda suçun önemli derecede
yüksek olduğu görülmektedir. Bu grubu 12-15 yaş grubu izlemektedir. Ayrıca tüm
yaş gruplarında, literatürdeki araştırmaları destekler biçimde, erkeklerin daha
fazla suç davranışında bulunduğu da görülmektedir (Tablo 3.).
Tablo 3. Yaş grupları ve cinsiyete göre güvenlik birimine gelen ya da getirilen çocuklar, 2000.
YAŞ
GRUPLARI
|
-6 |
7-11 |
12-15 |
16-18 |
|
ERKEK |
766 |
1 728 |
10 280 |
19 675 |
|
KADIN |
444 |
597 |
1 820 |
2 374 |
Medya ve Şiddet
Türkiye’de medya ve şiddet ilişkisi konusunda yapılmış araştırmalar, şiddet olaylarının medyada çok sık kullanıldığını göstermektedir. Yapılan araştırmalar, medyada şiddetin kullanılması ile ilgili şu sonuçlara ulaşmışlardır:
1.
Cinayet,
“namus temizleme” gibi olaylar sıradan olaylar şeklinde sunulmaktadır.
2. Haberlerde
eğitici ya da toplumsal analize ilişkin çabalara rastlanmamaktadır.
3.
Daha
çok “mizahi-alaycı”, “olayı meşrulaştırıcı” ya da “yargılayıcı-hakaret edici”
bir tarz ve biçim kullanılmaktadır.
4. Televizyon,
günlük haberlerde “sanal ve gerçek olmayan” bir dünyayı yansıtır gibi görünmektedir.
5. Şiddet
haberleri verilirken, “magazin” özelliği ağır basan bir dil kullanılmaktadır.
6. Haber
iletmenin önceden belirlenmiş sosyal, gelişimsel ve basın etiği kurallarına
uyulmamaktadır.
7. Medya,
haberi verme yoğunluğu ve biçimi olarak şiddetin kanıksanmasına ve insanların
duyarsızlaşmasına neden olmaktadır.
8. Şiddet
içerikli yayınlar genellikle gençlerin ve çocukların en fazla televizyon seyrettiği
saatlerde verilmektedir. Bu durum onlar üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabilmektedir.
9. Şiddet
olayları medyada zaman zaman abartılı, kurgusal ve hikayelendirilmiş bir şekilde
verilmektedir. ( Başbakanlık Aile araştırma Kurumu, 1998).
Yararlanılabilecek
Bazı Kaynaklar
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1998). Aile içinde ve Toplumsal Alanda Şiddet.Ankara.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü (2000). Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri (Seçilmiş 27 İl).
Bayar, N. (1999). Ergenlerde Risk Alma Davranışı: İçtepisellik, Aile Yapısı ve Demografik Değişkenler Açısından Gelişimsel Bir İnceleme. Hacettepe Üniversitesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Delikara, İ. (2000). Ergenlerin Akran İlişkileri İle Suç Kabul Edilen Davranışlar Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Ankara Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Dusek, J.B.(1987). Adolescent Development And Behavior. New Jersey: Printice-Hall.
Düvenci, Ş.(1995). Suç İşlemiş Ergenler İle Suç İşlememiş Ergenlerin Kişilik Yapılarının Karşılaştırılması. İstanbul Üniversitesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Erkan, R., Bağlı, M., Sümer, F. ve Ünver, M. (2002). Sosyal Çevrenin Sokak Çocukluğuna ve Çocuk Suçluluğuna Etkisi. (I. Ulusal Çocuk ve Suç: Nedenler ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu İçinde.). Ankara: Tisamat.
İçli, T.G. (1994). Kriminoloji. Ankara: Bizim Büro Basımevi.
Kaner, S. (1991). Suçlu Çocuklara/Gençlere Ve Sorunlarına Genel Bir Bakış. Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 24(1), sayfa: 169-186.
Kaner, S. (2002). Ana-baba denetimleriyle Ergenlerin Suç Kabul Edilen Davranışları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. (I. Ulusal Çocuk Ve Suç: Nedenler Ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu İçinde.). Ankara: Tisamat.
Kepenekci, Y.K., Özcan, A.Y. (2002). Okullarda Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi. (I. Ulusal Çocuk Ve Suç: Nedenler Ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu İçinde.). Ankara: Tisamat.
Köknel, Ö.(1996). Bireysel Ve Toplumsal Şiddet. İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.
Lore, R.K. e Schultz, L.A. (1996). İnsan Saldırganlığının Kontrolü: Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım. ( Çeviren: Hatice Karaçanta) Türk Psikoloji Bülteni, Cilt: 2, Sayı: 5, Sayfa: 28-34
Sayıl, I. (1994). Bir ruh sağlığı sorunu olarak şiddet. Kriz dergisi, 2(2), sayfa: 273-276.
Tezcan, M. (1996). Bir Şiddet Ortamı Olarak Okul. Cogito, sayı: 67
Turam, E. ( 1996). TV’deki Şiddetin Çocuklara Etkileri Üzerine Farklı Bir Bakış. Cogito, sayı: 67, sayfa: 391-406.
Yılmaz, T. (2002). Ergenlerde Risk Alma Davranışının İncelenmesi. (I. Ulusal Çocuk Ve Suç: Nedenler Ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu İçinde.). Ankara: Tisamat.
Her insanın yaşamında sorunlarıyla başedemediği ya da kriz durumuna düştüğü zamanlar vardır. Kişi yaşamındaki önemli hedeflerin önünde, alışılan sorun çözme yöntemleriyle başedemediği bir engelle karşılaşınca “kriz” durumu oluşur. Kişinin dengesi ve alışıldık işlev görebilme örüntüsü, çoğu kez kaçınılmaz ve ciddi bir yaşam olayıyla (sevilen birinin ölümü, iş değişikliği, evlilik ya da üniversiteye başlama gibi bir rol değişikliği, hastalık vb.) bozulur. Böyle bir durumun yarattığı gerilim, olağan sorun çözme davranışlarıyla azaltılamayınca, davranışlarda dağınıklık başlar. Gerilim eşik seviyesinin ötesine taşar ve kişinin dağılması devam ederse kalıcı sonuçlar gözlenebilir (Özden, 1993).
Kriz durumu, sorunun nasıl ele alındığına bağlı olarak, kişinin
kendini tanıması, değiştirmesi ve olgunlaşmasını sağlayıcı bir dönüm noktası
olabilmekte ya da felaketlere dönüşebilmektedir. Kriz anında içinde bulunulan
koşullar, krizin ortaya çıkışına neden
olmasa bile ilerlemesinde ya da krizle başa çıkmada etken olmaktadır.
Yetişkinliğe geçişte 12-15 yaşlarında başlayarak 20’li yaşlara değin süren fırtınalı bir dönem yaşanır. Bu dönemde bedensel, cinsel, ruhsal ve sosyal alanlarda önemli değişiklikler olur. Değişimlere ayak uydurmada zorlanan gençlerde yetişkinlerinkine benzer duygusal krizler yaşanır. Gençlerde okulda ve evde karşılaşılan bazı davranış değişiklikleri krize işaret edebilir (Sonneck, 2000) Bu belirtiler:
Yeme
davranışında değişiklik ( iştahsızlık, kilo kaybı, veya tersine sık ve çok yemek yeme),
Günlük
alışkanlıklarda değişiklik,
Eski
arkadaşlardan, aileden, ilgi duyduğu şeylerden uzaklaşma,
Konsantrasyon
güçlükleri, okul ve işte başarısızlık,
Okulda
sosyal konumda değişiklik,
İçine
kapanma,
Okul
veya iş yerinde verimlilikte, performansta azalma,
Alkol,
ilaç, madde kötüye kullanımı,
Okulu bırakma, okuldan veya evden kaçma,
Başarısız
olma.
Gençte göze çarpan davranış değişiklikleri genellikle
aniden ortaya çıkar ve hayatındaki sosyal bir olayla ilişkilidir.
Çözümlenemeyen krizler değişik sapma davranışlarının veya bazı saldırgan
davranışların (örneğin, evden veya okuldan kaçma, yıkıcı, zarar verici davranışlar, intihar girişimi) ortaya çıkmasına yol açabilir.
Bireyin iç dengelerinin bozulduğu, sorun ile başa çıkma mekanizmalarının yetersiz kaldığı durumlarda yaşanana kriz dönemindeki terapötik yaklaşım, “krize müdahale” ya da “kriz tedavisi” adı ile anılır. Günümüzdeki gittikçe artan madde bağımlılığı, suç işleme, intihar olguları, krize müdahale hizmetlerine duyulan gereksinimi artırmaktadır.
Krize müdahalenin terapötik hizmetler kadar koruyucu
ruh sağlığı hizmetlerinde de önemli yeri vardır. Okullar, iş yerleri, çocuk ve aile danışma merkezlerine
danışmanlık hizmeti ile gelecekte ortaya çıkabilecek duygusal sorunları,
oluşmadan önlemenin yollarını gösteren bir yaklaşımdır (Sayıl, 1992).
Krize
müdahalenin önemli bir ilkesi, müdahalenin acil olarak
yapılanmasıdır(Everstine, 1983; Akt:Sözer, 1992).
Krizi
yaşayan bireyin sorunuyla yüzleştirilmesi ancak bunun beraberinde getireceği
gerginlik tehlikesine karşı desteklenmesi.
Tedavinin
odak noktasını güncel sorunların oluşturması (Everstine, 1983; Akt:Sözer,
1992).
Kullanılacak
yöntemde esnek olmak (Sonneck ve Diğerleri, 2000).
Tedavi
planının varolan soruna ve bireye göre düzenlenmesi ve acil yardım sağlanması
(Everstine, 1983; Akt:Sözer, 1992).
Gerekliyse
psikoterapötik görüşmeleri destekleyici ilaç verilmesi.
Bireyin
çevresinin sürece dahil edilmesi (Sonneck ve Diğerleri, 2000).
Bireyin veya ailesinin geçmişini
yargılamak, etik açıdan tehlikeli bir girişim olup, hiçbir nedenle veya
kriterle haklı gösterilemez.
Terapinin
amacı bireyin aydınlatılması, farkına varması ve tam bir muhakeme gücüne
kavuşmasıdır. Sürecin bu şekilde yaşanması için bireyin içgörü kazanması
beklenmelidir (Ritschl, 1989; Akt: Güney, 1997).
Terapistler,
terapi yeteneklerini geliştirmeli, terapötik sürece kendi tutumlarını
karıştırmalarına karşı duyarlı ve farkında olmalıdırlar (Ritschl, 1989; Akt:
Güney, 1997).
Terapötik
ilişkinin kurulması sırasında amaçlar üzerinde ortak çalışılmalı ve sorumluluk
paylaşılmalıdır (Karasu, 1981).
Bir
kriz durumunun iyi yönetilebilmesi için terapist ile hasta ve yakınları
arasındaki işbirliği algılanmalı ve tedavi sürecine yansıtılmalıdır (Güney,
1997).
Etik
problemler ortaya çıktığı zaman, muhakeme yeteneği veya hareket serbestisi
olmayan bireylerin korunması için emniyet görevlilerinin sürece dahil edilmesi
gibi yasal önlemlere başvurulabilir (Güney, 1997).
Krizin
müdahaleye dahil olanlara sıçramaması ve onları da içine çekmemesi için
davranışlar ve ilişkiler etik ilkeler çerçevesinde gözden geçirilmelidir
(Parksen, 1970; Ritschl, 1989; Karasu, 1981; Hafner, 1974; Sayıl, 1996;
Thompson, 1990; Akt: Güney, 1997).
Uyarı tepkisini farketmek.
Sorunları
önem sırasına sokmak.
Başkalarının
yardımının gerekli olup olmadığını saptamak.
Olumlu
etkenlerin ve fırsatların farkına varmak.
Tehlikelerin
(Örneğin kendini kapasitesinin üzerinde zorlamak, yardım almada gecikmek)
ayrımında olmak (Sonneck, 2000).
ÖZDEN, A. 1993. Krize Müdahalenin Psikiyatrideki
Yeri. Kriz Dergisi.
1(3): 158-165.
GÜNEY,
M. 1997. Krize
Müdahalede Etik.
Kriz Dergisi. 5 (1): 65-69.
SAYIL, I. 1992. Olağanüstü
Koşullarda Krize Müdahalenin
Yeri ve Önemi.
Kriz Dergisi. 1(1) : 4 –7.
SONNECK, G. ve Diğerleri.
2000. (Çev. Yasemin Sözer). Krize
Müdahale ve
İntiharı Önleme. Damla Matbaacılık Reklam. Ve Yay.
Ltd. Şti.:
Ankara.
SÖZER, Y. 1992. Psikiyatride Kriz Kavramı ve Krize Müdahale.
Kriz Dergisi.
1 (1) : 8-12.
GENÇLER
İÇİN GELİŞİMSEL KORUYUCU-ÖNLEYİCİ REHBERLİK HİZMETLERİNİN YAPILANDIRILMASINA
YÖNELİK ÇALIŞMA GRUBUNCA GERÇEKLEŞTİRİLECEK PROJE VE ÇALIŞMALARIN TEMEL
BİLEŞENLERİ
Gelişimsel Koruma
Okul
öncesi ve ilköğretimden orta öğretimin sonuna kadar tüm öğrenciler için gelişim dönemleri ile ilişkilendirilecek
sınıf ve kademelere göre;
·
· Duygusal/psikolojik
gelişim ve
·
· Sosyal beceri
geliştirmeye
odaklı temel yeterlilikleri belirleme ve bunları geliştirmeye yönelik bütüncül
bir “çerçeve okul rehberlik programı”
hazırlama.
Bu
programın temel kaynak ve dokümanları olacak olan;
·
· Öğretmen el
kitaplarını,
·
· Rehber
öğretmen el kitabını
·
· Programa paralel aile rehberlik programını,
Hazırlama ve bunları uygulama için gerekli personel eğitimini verme.
Çalışmalarını içermektedir.
Gelişimsel
Önleme
Bu
kapsamda temel hedefler,intihar, madde kullanımı, suç, şiddet, istismar, sapkın
gruplara ve çetelere katılım yönünden riskli
çevrelerdeki okullar ve öğrenciler için;
·
· Gelişimsem
psikolojik destek
·
· Bilinçlendirme
(Risklere karşı bilinçlendirme, akran baskısına direnme ve başa çıkma
becerileri vb.. kazandırma)
·
· Eğitsel destek
(eğitime verilen değer ve eğitimden beklentileri/umutları ile akademik başarıyı
ve motivasyonu artırmaya yönelik etkinlikler ve önlemler)
·
· Okul dışı
zamanı zenginleştirme
·
· Sosyal destek
(sosyal hizmetlere erişimi sağlama, okulla sosyal hizmet kurumları arasında
akışı geliştirme)
·
· Aileyi
destekleme (aile ile çocuk/genç arasındaki iletişimi güçlendirme, aileyi
risklere karşı bilinçlendirme, aileye iletişim ve davranış yönetimi becerileri
kazandırma, aileyi sosyal hizmetlere erişim için bilgilendirme vb..)
·
· Sağlık Desteği
·
· Mesleki eğitim
ve istihdam desteği (orta öğretimdeki okuldan ayrılma durumundaki öğrenciler
için)
unsurlarını kapsayan okula dayalı;
·
· Önleme programları geliştirme,
·
· Programların
uygulama el kitaplarını hazırlama,
·
· Personel
eğitimini verme
·
· Programın ve
hizmetlerin sürekliliği için gerekli izleme ve değerlendirme sistemini kurma ve
işletme
·
· Okula dayalı hizmet işleyişi için gerekli kurumsal modeli, mevcut yapı
içinde belirleme, gerekli mevzuatını ve bağlantılarını oluşturma,
çalışmalarını gerçekleştirmektir.
İstanbul
Bakanlığımız ve İstanbul Valiliği’ nin girişimiyle, İstanbul İl MEM, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ve okul rehberlik servisleri işbirliği içinde çalışarak, tehlikeli akım ve gizli örgütlerle ilişkisi olan, alkol, uyuşturucu ve bazı kötü alışkanlıkları olan öğrenci sayıları ilçelere göre tespit edilmiş ve bu öğrencilere yönelik izleme ve danışma hizmetleri devam etmektedir.
İstanbul İl MEM ile YÖRET Vakfı arasında “İstanbul İli Okullarında Kriz Durumlarına Hazırlık ve Destek Çalışmaları” adı ile bir protokol imzalanmış, ildeki rehberlik ve araştırma merkezleri elemanlarının katıldığı bir toplantı yapılmıştır. Daha sonra il genelinde seçilen 56 kişilik rehber öğretmenler grubuna 90 saatlik krize müdahale eğitimi verilmiştir. Oluşturulan kriz müdahale ekipleri intihar girişimi olan öğrencilerle ilgilenmekte ve psikolojik danışma hizmetleri sürdürülmektedir.
İstanbul ili zararlı alışkanlıklar ve madde bağımlılığını önleme çalışmaları kapsamında okullarda bu konuda seminer, panel, konferanslar düzenlenmektedir. Bu konuda akademisyenlerden bir komisyon oluşturulmuş ve hazırladıkları kitapçık okullara dağıtılmıştır. Yine hazırlanan “Yaşam Becerileri Paket Programı” konusunda 105 rehber öğretmen eğitimden geçirilmiş ve bu danışmanlar okullarda öğrencilere bu programı uygulamışlardır. İstanbul Adli Tıp Enstitüsü’nden uzmanlarca uyuşturucu, şiddet ve suç ile mücadele konusunda 300 öğretmene eğitim verilmiştir.
Madde bağımlılığı ile mücadele projesi kapsamında 30 rehber öğretmen eğitimden geçirilmiştir. Bu danışmanlar öğretmen, veli ve idarecileri konu hakkında bilgilendirmekte ve aylık bülten çıkarmaktadırlar.
İstanbul
ilinde çocuk suçluluğu ve çocuk haklarıyla ilgili olarak İl Milli
Eğitim Müdürlüğü 1. Çocuk Kurultayı’nda çeşitli çalışmalar yapmış, bu konuda
okullarda bilgilendirici eğitimlerde bulunulmuştur. Bu eğitimler diğer
kurumlarla işbirliği içinde çocuk hakları konusunda seminerler şeklindedir.
Sokak çocuklarının eğitime kazandırılması yönünde rehber öğretmenler de
seminere alınmışlardır.
Diğer İller
Bazı örneklerini vermeye çalıştığımız rehberlik hizmetleri kapsamında genel müdürlüğümüzce merkezi düzeyde koordine edilen çalışmalar dışında tüm ülkedeki rehberlik ve araştırma merkezleri ile okul rehberlik ve psikolojik danışma servislerinin çocuk ve gençlere yönelik eğitsel, mesleki ve bireysel-sosyal rehberlik alanlarındaki hizmetleri, bulundukları yöre ve koşulların özellik ve gereksinimlerine göre organize edilerek yürütülmektedir. Bu çalışmalardan bazı örnekler aşağıda verilmiştir:
Ankara (Mamak Rehberlik
Araştırma Merkezi / RAM)
Okullarda saldırganlık ve şiddet semineri,
Öğretmenlerde tükenmişlik ve disiplin anlayışı arasındaki ilişki konulu araştırma,
Ergenlikte arkadaşlık ilişkileri, disiplin, anne-baba çatışması ve saldırganlık konulu proje çalışmaları yürütülmektedir.
(Ankara Valiliğinin 06.11.2001 tarih ve 16107 sayılı yazı ekinde gönderilen Mamak Rehberlik Araştırma Merkezi 2000-2001 öğretim yılı çalışma raporundan alınmıştır.)
Alkol, sigara ve uyuşturucu madde zararları ve korunma yolları konulu bir yayın çıkarmışlardır.
(Artvin Valiliğinin 19.10.2001 tarih ve 10682 sayılı yazı ekinde gönderilen Artvin RAM’ın 2000-2001 öğretim yılı çalışma raporundan alınmıştır.)
Zararlı alışkanlıklar konulu bir yayın çıkarmışlardır.
(19.10.2001 tarih ve 11063 sayılı yazı)
İl çapında disiplin sorunları konulu araştırma yapılmıştır.
(05.10.2001 tarih ve 18684 sayılı yazı)
Öğrencilerin olumsuz davranışlarının önlenmesi ve disiplin konularında yayın çıkarılmıştır.
(30.10.2001 tarih ve 21461 sayılı yazı)
1999-2000 öğretim yılında meydana gelen disiplin olaylarının araştırılması ve önlemlerin belirlenmesi çalışması gerçekleştirilmiştir.
(22.10.2001 tarih ve 298 sayılı yazı)
Okullarda
sık rastlanan davranış bozuklukları, uyuşturucu madde bağımlılığı konularında
araştırma yapılmıştır.
(
04.03.2001 tarih ve 9094 sayılı yazı)
Disiplin konulu bir araştırma yapılmıştır.
(18.09.2001 tarih ve 11324 sayılı yazı)
Zararlı alışkanlıkları önleme konulu bir proje çalışması yapılmıştır.
(17.10.2001 tarih ve 14355 salıyı yazı)
II. ORTA ÖĞRETİM KURUMLARI SINIF ÖĞRETMENLERİ İÇİN 9, 10 ve 11. SINIF REHBERLİK PROGRAMI
Ortaöğretim
kurumlarında haftalık ders programına rehberlik saatleri 1995-1996 öğretim yılı
başında konmuştur. Bu saatlerde, sınıf rehber öğretmenlerinin öğrencilerle
gerçekleştireceği grup rehberlik etkinlikleri için “Orta Öğretim Kurumları
sınıf Öğretmenleri için 9, 10, 11. Sınıf Rehberlik Programı” dört yıllık özenli
bir çalışmayla hazırlanmış, Talim ve
Terbiye Kurulunun 16.05.2000 tarih ve 87 no’lu kararıyla uygulamaya konmuştur.
Bu programda gelişimsel anlayışa uygun olarak; duygusal ve sosyal gelişime yönelik ergenlik dönemi, aile ve çevreyle olumlu ilişkiler geliştirme, yaşam becerileri, toplumsal yaşam, kendini gerçekleştirmekte olan sağlıklı bireyin özelliklerini içeren gelişen insan bölümü ile ailedeki sosyal ve psikolojik rollere hazırlık ve aile kurmayla ilgili aile yaşamı bölümü yer almaktadır.
Eğitsel ve mesleki rehberlikle ilgili olarak da; okulu, kurallarını ve çevresinin eğitim olanaklarını tanıma, etkin öğrenme, alan seçimi, serbest zaman kullanımı, meslekleri inceleme, üniversite giriş sınavları, yüksek öğrenim ve tercihler, işe ve mesleğe hazırlık bölümleri bulunmaktadır.
Söz konusu rehberlik programının uygulanması için orta öğretim kurumlarındaki öğretmenler ile rehber öğretmenlere yönelik, program doğrultusundaki sınıf etkinliklerini içeren 9, 10 ve 11. sınıflar öğretmen el kitapları hazırlanmıştır Bu üç kitap sınıf rehber öğretmenlerinin orta öğretimdeki rehberlik saatlerinde, program doğrultusunda yapacakları sınıf rehberlik etkinliklerine ilişkin temel kavramlar ve bilgiler ile her etkinliğin amacı, süreci, öğretmenin dikkat edeceği hususları içermektedir ve programın sınıf düzeyleri ve alt konularına göre oluşturulmuştur. Söz konusu kitaplar yayım ve basımı için Yayınlar Dairesi Başkanlığına gönderilmiştir. Ayrıca söz konusu programın hem geliştirme aşamasında hem de uygulanmasını desteklemek için ülke düzeyinde rehber öğretmenlere yönelik çeşitli seminerler düzenlenmiş (Ankara-1998 ve Yalova-2001) ve Ankara rehberlik ve araştırma merkezlerince ve okullarca düzenlenenlere katılınmıştır.
III. ORTA ÖĞRETİMDE YÖNELTME
Yöneltme Çalışmalarının Gerekçe ve
Temelleri
Günümüzde bir çok etken eğitimi amaç ve işlev olarak değişmeye yönlendirmektedir. Hızlı sosyo-kültürel, ekonomik ve teknolojik değişmeler, bilim alanındaki yeni gelişmeler ve buluşlar, özellikle demokratik fikirler, insan haklarındaki gelişmeler eğitimden beklentilerin artmasına yol açmış ve geleneksel eğitimi “birey yararına” değişmeye zorlamıştır. Öğrenciye bilgi yüklemeye, zihinsel gelişmeye önem veren geleneksel eğitim giderek yerini zihni özgürleştirmeye ve bireyi yetkinleştirmeye çalışan çağdaş anlayışa bırakmaktadır.
Türkiye’ nin eğitim sisteminde, gelişme ve sorunlara çözüm üretme, yenileşme yönünde çabalar sürmektedir. Günümüze kadar bu çabalara bakıldığında, çoğu zaman sorunların günlük boyutlarıyla uğraşıldığı, formüle edilmiş kararlar ile yüzeysel yararlara yönelindiği gözlenmektedir. Bir süre sonra bulunan çözümlerin de ayrı bir soruna dönüştüğü pek çok kez deneyimlenmiştir. Ancak bugün Bakanlığımızın başlattığı orta öğretimde yeniden yapılanmayı hedefleyen çalışmalar bu açıdan, bilimsel ve toplumsal gereksinimlere dayalı uzun vadeli yaklaşımıyla umut vericidir.
Eğitimde yöneltme ve verimlilik arasında çok yakın bir ilişki söz konusudur. Eğitimin iç ve dış verimliliği bir anlamda, sistemin kısa ve uzun vadeli hedefleriyle ilgilidir. İç verimlilik, öğrenciler açısından eğitsel hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiğine, dış verimlilik ise eğitimin, özellikle bir sistem olarak birey ve topluma daha uzun dönemli yararına işaret eder. Bu noktadan hareketle gerek birey gerekse de toplum açısından sağlıklı bir yöneltme işleyişi oluşturabilmek, eğitimde verimliliğin temel koşullarından biridir.
Eğitim sisteminde yöneltmede demokratik, insancıl, nesnel hukuk ve sosyal devlet anlayışından hareketle, ekonomik ve sosyal gereksinimleri analiz ederek “insanı/bireyi amaçlayan” bir senteze ve yöneltme modeline ulaşmak durumundayız. Bu süreçte sosyal ve ekonomik gereksinimlerle bireyin yönelim ve gereksinimlerinin dengelendiği, uzlaştığı bir yöneltme anlayışının temel alınıp uygulamalara yansıtılması gereklidir.
Eğitimde yöneltmeyi ele alırken ve bu konuda bir takım düzenlemelere girişirken konuya bütüncül bir yaklaşım göstermek gereklidir. Yöneltme, yalnızca belli noktalarda öğrenci akışına bazı sınırlı değişiklikler getirip bunların uzantıları olan idari mevzuatı düzenlemek ve belli sınıflarda meslekleri tanıtmayla sınırlı bir hizmetten ibaret değildir.
Günümüze kadar ekonomik ve sosyal sistem ile eğitim sistemi arasında işleyiş ve hedefler olarak gerekli ilişkiler ve denge kurulamadığından, eğitimde bireyin yönelmesi için çok boyutlu düzenlemeler yeterince yapılamadığından, gereksinimlere uygun rehberlik hizmetleri yeterince yapılandırılamadığından, bireylerin bazen tesadüfen, bazen de istemeden girdikleri meslekte ve işte çalışmaları, istihdamın hiç de azımsanmayacak bir kısmının bu tür bireylerden oluşması, onların hem verimsizliğine hem de mutsuzluğuna neden olmaktadır. Bu durum ülke ekonomisi ve toplumsal yaşamını olumsuz etkilemektedir.
Ülkemizin konumu değerlendirildiğinde, dünyada ve bulunduğu bölgede belli platformlardaki önemli rolünü yerine getirmesi açısından kritik bir dönemde olduğu gözlenmektedir. Türkiye bu noktada ilerlemek ve sorunlarını çözmede yol almak zorundadır. Bu hem ülkemiz hem de dünya için önemlidir. Ülkemizin kendini geliştirmek ve ilerlemek zorunda olduğu en önde gelen alanlardan biri de eğitim sisteminin çağın ve ekonominin gereklerine uygun yapılandırılmasıdır. Bu yapılanmanın da önemli, hatta birincil boyutu yöneltmedir.
Ülkenin eğitim penceresinden iş gücü ve istihdam durumu ile bununla ilgili yakın amaçlarına bakıldığında, şunlar göze çarpmaktadır:
İnsan gücünün eğitim düzeyindeki artışların hızlandırılarak sürdürülmesi zorunluluğunun bulunduğu saptaması yapılarak bu konuda özellikle;
· · Mesleki-teknik eğitimin örgün ve yaygın olarak esnek, dinamik ve iş hayatı ile sıkı ilişki içinde geliştirileceği,
· · Mesleki-teknik eğitimin etkililiği ve verimi için çalışma hayatı ile işlevsel işbirliğine olanak verecek yeni kurumlaşma modellerinin de geliştirileceği,
· · Eğitimde bilgi ve iletişim teknolojilerinin etkin biçimde kullanılacağı amaç ve politika olarak belirlenmiştir.
Türkiye’ de 1999 yılı itibariyle %7,3 istihdam edilemeyen iş gücü bulunmaktadır. Eksik istihdam nedeniyle atıl işgücü oranı ise %6,9’a ulaşmıştır. Bu oran işsiz işgücüyle birlikte %14,2’ ye yükselmektedir. Avrupa Birliği’ ne uyum çerçevesinde teknolojik gelişmeye paralel olarak işgücünün niteliğinin yükseltilmesi yoluyla istihdamın gelişme potansiyelini güçlendirmek temel bir politika olarak ortaya konmuştur.
Bu durum değerlendirildiğinde; ülkede ekonomi ve toplumsal yaşam ile eğitim arasındaki gerekli ilişkilerin ve dengelerin yeterince kurulamaması nedeniyle özellikle yeterli sayıda ve nitelikte meslek elemanı yetiştirilemediği, buna rağmen orta öğretim mezunlarından çoğunluğunun akademik lise programlarından geldiği ve neredeyse tamamının üniversite önüne yığıldığı, çarpıcı bir gerçektir. Göz ardı edilmemesi gereken bir konu da; orta öğretimde okullaşma oranının artmasına rağmen, üst öğrenim olanaklarının niteliksel olarak toplumun talepleri ve çağın gerekleri yönünde yeterince geliştirilememesidir.
Üniversite önündeki yığılma; eleyici bir sınav sistemini doğurmakta ve bu da neredeyse tüm orta öğretimin bu sınava kilitlenerek orta öğretim için belirlenen toplumsal hedeflerin ve beklentilerin gerçekleşmesini önemli ölçüde engellemektedir.
Öte yandan eğitimde olması gereken yöneltmenin yeterince gerçekleşmemesi ile bunun için sistemde yeterli seçenekler sunulamaması da bireyin ve iletişimin öne çıktığı bu çağda devletin bireylere, ülkede gelişme, potansiyellerini gerçekleştirme, ülkenin ve dünyanın akışına katılma ve katkıda bulunma, yaşamından doyum sağlama ve üretken olma olanakları sunabilmesindeki en önemli engellerden biridir. Bu durum ekonomik açıdan olduğu kadar toplumsal huzur açısından da çeşitli riskler içermektedir.
İşgücü kavramı neticede insan unsuruna ve bireye dayanmaktadır. İşgücünün niteliği bir yönüyle eğitim-öğretimle, diğer yönüyle de bireylerin gizilgüçleri ile yetenek, ilgi, beceri ve diğer kişilik özellikleriyle bağlantılıdır. İşgücünün niteliği, istihdam ve eğitimin geliştirilmesi ile ilgili gerekli düzenlemeleri yapmakla doğrudan ilişkilidir. Bu çerçevede yöneltme ve rehberlik, bilimsel ve çağdaş olma söylemlerinin fantezileri değil, bizzat ülkede, toplum, ekonomi, eğitim ve birey arasındaki dengeleri oluşturup bütünlüğü sağlayacak temel katalizörlerdir.
Sonuç olarak hem eğitim sisteminin hem de orta öğretimin geliştirilmesi kapsamında, içinde bulunulan gerçeklikte; yöneltme ve rehberlik ile ilgili olarak eğitimde, gerekli anlayış ve eşgüdümü geliştirmek, ilgili personelin niteliklerini artırmak, hizmetler için gerekli yöntemleri geliştirip araç-gereç ve materyalleri sağlamak, hizmetlerin teknik niteliğiyle ilgili kurumsal boşlukları doldurmak, gerekli verileri toplayıp değerlendirmek, ilgili kurum ve birimlerin hizmet koşullarını iyileştirmek, hizmetlerde bilgi iletişimi teknolojisini kullanmak, işleyişte ailenin ve bireyin kendisinin etkin katılımını sağlamak gibi çalışmalar ve çabalar kaçınılmaz temel gerekliliklerdir.
Yöneltmenin Esasları
1. Süreç ve Öğrenci
Yöneltme eğitim-öğretim kademelerinin belli noktalarında yapılacak bir uygulama değildir. Yöneltme bir süreç olarak yapılandırılarak öğrenci hakkında öğrenimi boyunca yapılacak gözlem, değerlendirme ve diğer ilgili hizmetlerin birikimine göre, öğrenci merkezli bir yaklaşımla yapılır.
2. İşlevsel Bütünlük
Yöneltme eğitim sisteminin bütünlüğü içinde:
· · Eğitim programları, ölçme-değerlendirme ve öğrenci akışı düzenlemeleri,
· · Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri,
· · Örgütsel ve işleyişle ilgili düzenlemeler ile personel eğitimi, yetiştirilmesi ve istihdamı,
Olarak temel boyutların uyumlu bir eşgüdüm içinde ele alınır ve yürütülür.
3. Örgün ve Yaygın Eğitim Bütünlüğü
Yöneltme örgün ve yaygın eğitim olarak bireylerin özellik ve gereksinimlerine göre eğitim süreci boyunca bir bütünlük içinde yol alabilecekleri şekilde ele alınır ve düzenlenir.
4. Bilimsellik
Yöneltmede uygulama, değerlendirme ve düzenlemelerde bilimsel bilgiler, uygulamalar, yaklaşımlar esas alınır. Yöneltmeyle ilgili her türlü düzenlemeler ve çalışmalarda, bilimsel usullerine uygun elde edilmiş ülke gerçekleriyle ilgili olgusal bilgiler temel alınır.
5. Program, Ölçme-Değerlendirme ve Öğrenci akışı
Yöneltme için eğitim programlarında, bu programlardaki ölçme-değerlendirmede ve programlar arası öğrenci akışında; öğrencilerin bireysel ve gelişim özelliklerini, yatay-dikey geçiş olanaklarını ve çok amaçlılık ile çok boyutluluğu, bilimsel-güncel bilgileri, dünyada ve Türkiye’ deki toplumsal ve iş yaşamı realitesini dikkate alan ve bunları bağdaştıran düzenlemeler yapılır.
6. Yöneltmede Rehberlik ve Psikolojik Danışma
Yöneltmede rehberlik ve psikolojik danışma genel olarak;
· · Öğrencinin kendini tanımasına yardımcı olacak her türlü ölçme-değerlendirme ve diğer uygulamaları,
· · Eğitim programları, okullar, meslek alanları, meslekler ve iş dünyası hakkında bilgi iletişimi,
· · Eğitsel ve mesleki danışmanlık
Hizmetlerini kapsar.
7.Yöneltmede Örgüt, Personel ve Kurumsal Sorumluluk
Yöneltmede eğitim sistemi dahilinde işlevsel bütünlüğü sağlamak, düzenlemek ve yürütmek üzere gerekli yasal, örgütsel, idari düzenlemeler ile bu düzenlemelerin işletilmesine yönelik personel istihdamı ve eğitimi gerçekleştirilir. Bireysel gelişimine paralel olarak giderek yoğunlaşan ve çeşitlenen rol, görev ve sorumluluklarla toplumda yer almakta olan öğrenci, kendi geleceğini planlama ve kararlar verme durumundadır. Böyle bir planlama için çeşitli idari, eğitim-öğretim ve rehberlik hizmetlerine gereksinim duyulmaktadır. Eğitim sisteminde bu gereksinimleri karşılayacak çalışmalar ve düzenlemeler yapılır.
8. Öğrenci ve Veli
Yöneltme ve rehberlik öğrenci ve velinin karar vermeleri ve tercihler yapmaları için gerekli eğitsel temeli sağlayıcı ve kararlarının gerçekçi olması yönünde “yollar” göstericidir. Öğrenci ve veli kararlarının sorumluluğunu taşırlar.
9. Yöneltmede Araçlar
Yöneltme ve rehberlik çalışmalarının etkililiğini sağlamak amacıyla; öğrencilerin eğitim sistemi içinde yol alırken tercihlerini belirlemede ve karar vermede yararlanabilecekleri;
· · Çok boyutlu ölçme-değerlendirme araçları,
· · Çeşitli rehberlik programları ve okul uygulamaları
· · Meslek alanları, meslekler ve iş dünyası, eğitim olanakları hakkında kapsamlı, geçerli, güncel bilgi akışını sağlayacak ağlar geliştirilir ve iletişim sistemleri ve teknolojisi kullanılır.
Orta Öğretim Projesi
Orta öğretimin ülke hedefleri doğrultusunda mesleki ve teknik eğitim ağırlıklı olarak geliştirilmesi ve niteliğinin artırılması için 2001 yılında başlatılan MEB & Dünya Bankası Orta Öğretim Projesinin hazırlık çalışmalarının ilk bölümünde, projenin altıncı bileşeni olan “Mesleki Yöneltme ve Rehberlik Alt Projesi” nin hazırlanması için ilgili Bakanlık birimleri arasındaki gerekli koordinasyonu sağlamak üzere Genel Müdürlüğümüz görevlendirilmiştir. Bu kapsamda proje hazırlık çalışma grubunda görev alınarak mesleki yöneltme ve rehberlik hizmetleri için gerekli yöntem ve araç-gereç geliştirme, personel eğitimi, bilgisayar destekli mesleki bilgi sistemi geliştirilmesi, teknik danışmanlık sağlanması ve gerekli araştırmaların yapılmasını içeren ve tahmini maliyeti 20 milyon $ olan ilk taslak hazırlanmış ve Dünya Bankası elemanlarıyla yapılan görüşmelerde gerekli savunu gerçekleştirilmiştir.
Daha sonra tüm proje bileşenleri kapsamında yapılan genel değerlendirme ile Makamın ve Dünya Bankasının kararları doğrultusunda , çalışmanın ikinci ayağında proje dört bileşen de toparlanmış ve bunlardan “Orta Öğretimin Reform Stratejilerinin Belirlenmesi Alt Proje Çalışma Grubu”nda görev alınarak yapılanmanın esasları, temel hedef ve stratejileri ile bunların uzantısı olan kurumsal uygulama alanlarında yöneltme ve rehberlik hizmetlerinin bir ana boyut olarak yer alması sağlanmıştır.
Orta Öğretim Projesi hazırlık çalışmalarına ilişkin yapılan son genel değerlendirmede, proje uygulamasının Temel Eğitim Projesi ikinci fazının tamamlanmasından sonra başlatılması kararlaştırılmıştır.
Orta Öğretimde
Yeniden Yapılanma
Bakanlığımızın 2001-2005 Çalışma Programının 1.2 çalışma konusu; öğretim programlarını esas alan, mesleki-teknik eğitime ağırlık veren ve öğrencilerin programlar arasında yatay ve dikey geçişine olanak sağlayan bir orta öğretim modeli oluşturmayı amaçlamaktadır.
Bu kapsamda Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’ nün eşgüdümünde oluşturulan komisyonda görev alınarak amaç doğrultusunda bir orta öğretim modeli geliştirilmiştir. Bu model içinde rehberlik hizmetlerinin; gerek öğrenci yeterliliklerinin tanımlanması ve modelin esaslarının rehberlik ilkelerine uygun oluşturulması, gerek yatay-dikey geçişler ve eğitim-istihdam bağlantısı, gerekse de kurumsal işleyiş boyutlarında, temel unsurlardan biri olarak yapılanmasına ilişkin belirleme ve önerilerin yer alması sağlanmıştır.
IV. AFET ve ACİL DURUMLARA HAZIRLIK PROJESİ
UNICEF’ in 2001-2006 ülke programının 3.4. projesi olup İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’ nün koordinasyonunda yürütülmekte olan bu projeye, Bakanlığımızı temsilen katılınmaktadır. Proje temel olarak afet ve acil durumlarda kadın ve çocuklar için öncelikli her türlü hayati hizmetlerin afet ve acil durum hazırlığı ve sonrasındaki kurumsal oluşum içinde yapılandırılması ve bunun için yerel kapasitenin güçlendirilmesini amaçlamaktadır. Halen projenin hem Bakanlığımız içinde hem de katılan diğer kurum ve kuruluşlar bağlamında eğitim koordinatörlüğü yürütülmektedir.
V. DİĞER ÇALIŞMALAR
· · 2002 MEB Hizmetiçi Eğitim Planı kapsamanda 24-28 Haziran 2002’ de bünyesinde faal rehberlik ve psikolojik danışma servisi bulunan her türdeki lise yöneticilerine ; rehberlik esasları ve uygulamaları, orta öğretim ve rehberlik mevzuatı, orta öğretim rehberlik programı, rehberlik hizmetlerinde yönetim ve organizasyon ile rehberlik hizmetlerinde TKY içeren bir seminer düzenlenmiştir.
· · Orta öğretimde mevzuat geliştirme çalışmalarına rehberlik boyutunda katılınmaktadır.
· · Gerek Genel Müdürlüğümüz gerek taşra birimlerimiz olarak, ilgili elemanların yönlendirmesinde Toplam Kalite Yönetimi geliştirilmesi çalışmalarına katılınmaktadır.
· · Bakanllığımız EARGED tarafından yürütülmekte olan MLO uygulamasında Gelişimsel Rehberlik Modeli geliştirilmesine ilişkin olarak gerekli çalışmalara, bu birimin organizasyonunda katılınmaktadır.
· · Diğer eğitim-öğretim dairelerinin hizmetiçi eğitim faaliyetlerine talepler doğrultusunda, rehberlik konuları kapsamında katılınmaktadır.
· · Mesleki rehberlik kapsamında Avrupa birliği Kararlarının taranmasına başlanmıştır.
MESLEKİ YÖNELTME VE REHBERLİK HİZMETLERİNİN KALKINMA HEDEFLERİ DOĞRULTUSUNDA YAPILANDIRILMASI
Gerekçe:
Mevcut mesleki rehberlik ve yöneltme hizmetleri
yetersizdir. İş piyasaları, ekonomik ve sosyal hedefler ile öğrencilerin
gelişimsel gereksinimleri ve eğitim programlarının özellikleri açısından bir
sistem bütünlüğüne kavuşturulamamıştır.
Hedefler:
mesleki yöneltme ve rehberlik
hizmetleri standartlar doğrultusunda yeniden yapılandırmak.
Hizmetlerde bilgi teknolojisinin
kullanımı sürecini başlatmak.
Toplumsal kalkınmanın iş ve insan gücü
gelişimi boyutunu desteklemek.
Standartlar ve dayanaklar:
8. Beş yıllık kalkınma Planı
AB Muktesebatı ve standartları
MEB 2001-2005 çalışma Programı
Kariyer gelişimi yaklaşımı
Mesleki gelişim aşama ve unsurlarına
göre süreç yapılandırması
Faaliyetler:
Hedeflere uygun niteliklerde bir
çalışma grubu kurmak.
Kapsamlı bir literatür taraması yapmak.
Ülkemiz programlarına ve öğrencilerin
özelliklerine göre ve okul tür ve kademelerine dayalı olarak kariyer gelişim
evrelerini belirlemek ve okula dayalı mesleki yöneltme ve rehberlik
hizmetlerini buna göre bir modele oturtmak.
Bilgi teknolojisine dayalı bir Mesleki
Rehberlik Bilgi Sistemi (MRBS) oluşturmak için, ülkemiz mesleki bilgi kaynaklarını
taramak, standardize etmek ve sistemin ana unsurlarını belirleyerek konuyu
projelendirmek.
Gerekçe:
Rehberlik ve eğitimde psikolojik yardım hizmetleri alanında en önemli istihdam kurumu olarak MEB, rehber öğretmen yetiştirmeyle ilgili kuruluş ve sistemlere (hizmet öncesi ve sonrası) yol gösterecek, iş tanımlama ve yeterlilik belirleme çalışmasına bu güne kadar eğilinmemiştir.
Hedef:
Rehber öğretmenlerin güncel gelişmeler ve eğitimde yeni yapılanma doğrultusunda niteliklerini geliştirmek.
Standartlar ve Dayanaklar:
Ulusal hedeflere (AB, Kalkınma planı vb.) ve eğitimde yapılanmaya ilişkin kararlar.
Eğitim Programları
Öğrenci gereksinimleri
Toplumsal (sosyal, kültürel,ekonomik vb.) gereksinimler
MEB Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği
Toplam kalite Yönetimi
4.Faaliyetler:
a. Çalışmalar için uygun bir uzman grubu kurmak
b. Gelişmelere göre rehber öğretmenlik iş tanımlarını yapmak
c. Rehber öğretmen yeterliliklerini belirlemek
d. Bunlara uygun nitelik geliştirici hizmet öncesi ve hizmet içi önlemleri belirlemek ve rehber öğretmen yetiştiren programları geliştirmek için bir uygulama planı oluşturmak
e. Geliştirme çalışmalarını başlatmak ve gerçekleştirmek